İlişkiler için Terapi

Geçen hafta bir ilişki seansı sonrası konuştuğumuz “ben” olmadan biz olunmayacağı ile ilgili sohbet bir yazıya dönüştü.

Buyrun o sohbete sizi de davet edelim.

Sensiz bir hiçim” diyen de,

Bensiz bir hiçsin” diyen de manipülatördür.

Çünkü bu cümleler, ilk bakışta sevgi gibi görünse de aslında güç oyunlarının içine gizlenmiştir.

Son zamanlarda sıklıkla ilişki sorunları için seans talep ediliyor. Genelde Partnerleri narsist kişilik bozukluğu, sosyopati, borderline gibi zorlu kategorilere dahil olanlar da olmakla birlikte, manipüle edilen ilişkilerde sorun her zaman psikiyatrik bir bozukluk olmayabilir.

Bazı kişiler çocuklukta bir şekilde manipüle edilerek kontrol sağlamayı, öğrenilmiş davranış olarak geliştirmiş de olabilir.

Dolayısıyla bazen, zorba da kurban da aynı derecede manipülatör olabilir.

Seanslarda geçmişe doğru yapılan yolculuklar ilginç bir şekilde benzer bir örüntü sergiler aslında.

Bu tür sözler, özellikle çocuklukta koşulsuz sevilmeyi öğrenememiş kişilerin dilinden dökülür. Zihin bir kez “Sevilmek için bir şey yapmalıyım” inancını benimsemişse, ilişkilerde sevgi yerini bağımlılığa bırakır. Ve o bağımlılık; karşındakine “Ben olmadan bir hiçsin” deme cesaretini ya da kendine “Sensiz bir hiçim” deme aczini doğurur.

Anne ya da baba sevgisinde eksiklik yaşayan bir çocuk, büyüdüğünde sevgiyi hak etmek için varlığını ispatlama çabasına girer. Bu çaba zamanla ilişkilerine yansır. Bir yandan değerli hissedebilmek için başkasına muhtaç olur; diğer yandan bu muhtaçlık, karşısındaki üzerinde kontrol kurma arzusuna dönüşür. Böylece sevgi, bir illüzyona evrilir: Adı sevgi olsa da özü korkudur.

İnsanın içsel yolculuğu, önce “ben” olmayı öğrenmekle başlar.

Sınırlarını çizmek, kendi varlığını tanımak, kök salmak…

Eğer bu ilk aşama; değersizlik, yokluk ya da görünmezlik duygularıyla örülmüşse, kişi adeta fasulye gibi hızla boy atar ama rüzgârda devrilecek kadar kırılgandır. Oysa güçlü bir “benlik” kökü, tıpkı sağlam toprağa tutunan bir ağaç gibi, dallarını aşk kapısından geçirerek birlik makamına uzatabilir.

Çocuklukta bilinçaltımıza yerleşen değersizlik duygusu, özsaygı ve özgüvenin temelini zedeler. Bu yarayla yüzleşmeden “ben” evresini sağlıklı biçimde tamamlamak zordur. İşte bu yüzden, birçok terapötik sürecin odak noktası önce bu temel yarayı onarmaktır—ve bu onarım, gerçek dönüşümün kapısını aralar.

Çünkü ben olmadan, biz olunmaz.

İleri yaşlarımızda ilişkilerde zorlanıyorsak, bu genellikle “biz” kapısında takıldığımızın göstergesidir.

Önce “ben” güçlenmeli ki, “biz” sağlıklı bir zeminde yeşerebilsin.

Peki, “ben”den “biz”e giden yol son durak mı?

Elbette hayır.

Kendimizi tanıdıkça, ilişkiler yoluyla edindiğimiz farkındalıklar arttıkça; o dar patikalar genişler, yol bizi birlik bilincinin otobanına taşır.

Ve o otobanda keyifle, huzurla ilerlemenin sırrı, kendimizi keşfetmekten ve erken dönem değersizlik yaralarımızı şefkatle onarmaktan geçer.

Aksi takdirde, kendimizi birlik bilincinin aydınlık yolları yerine; zayıflıklarımızı hedef alan, bizi manipüle etmeye çalışan düşük frekanslı insanların dolaştığı karanlık arka sokaklarda buluruz.

O halde, şunu son söz olarak zikredebiliriz:

İlişkiler için terapi arayışında olanlar, önce ben aşamasını tamamlama konusunda çalışmaya cesaret göstermelidir. Böylece, “tek başıma da bir bütünüm ve bu halime uygun ilişkilere hazırım” noktasına gelmek en sağlıklı sağaltım yoludur.

Tek Başıma bir bütünüm